Sayı 20: “Travma”

25.00

Stokta
Stok kodu: Z3453-7 Kategoriler:
  • Ruha inen en büyük darbe – LEVENT METE

Konuşmuyor, yemiyor, saatlerce aynı pozisyonda oturup bekliyordu. (…) Böylesine ağır bir haksızlığa uğramasına neden olan dünyaya öfke bile duyamayacak kadar kırgındı. Küsmüş ve sırtını dönmüştü.

  • İnsan yaralıdır! – AYHAN EĞRİLMEZ

Travmayı aşmak, “her şeye rağmen” yaşamsal öğelerle olan ilişkiyi sürdürme becerisini, inadına yaşamayı, geleceğe inancı, yani umudu canlı tutabilmeyi gerektirir.

  • Bölünerek kaybolan insan – CUMHUR BORATAV

Bugündeki hiçbir zaman, yer ve nesne bizi zihnimizdeki alt zamanlarda yer alan ve bize yaşadığımız travmayı halen daha uygulamayı sürdüren nesnelerden koruyamaz.

  • Bibliyoterapi: Yaraları saran kitap sayfaları – NESLİ KESKİNÖZ BİLEN

Sahi mümkün müdür? Bir kitap bütün bir hayatı değiştirir mi? İz bırakır mı? Yaralarımızı sarar mı?

Bizi daha güçlü kılar mı? Daha emin bir duruş, daha derin bir bakış, daha ince bir anlayış sağlar mı? Daha başkalaştırır mı bizi? (…) Yara, ayna ve kitap…  Üçü benzer bir paydada buluşabilir mi?

  • Osmanlı mirası travması: Çöküşten sonra utanç ve kibir – YAVUZ ERTEN

Osmanlı’nın ölümüyle yaşananın çok büyük bir travma olduğu muhakkaktır. Bu travmanın yarattığı narsistik yaralanmanın yarattığı yapısal bir hasar vardır.

  • Psikiyatri Profesörü Dr. M. Emin Önder: “Kadınlar travmalardan daha çok etkileniyor” – Söyleşi: ASLI KAPROL BOYRAZ

“Kadınların travmalardan daha çok etkilendiğini görürüz. Birçok çalışma, kadınlarda travma sonrası stres bozukluğunun gelişmesinin erkeklere göre daha yüksek oranda yaşandığını göstermektedir. Diğer travmatik olaylara göre cinsel saldırıya uğrayan kadınlarda travma sonrası stres bozukluğu gelişme olasılığı oldukça yüksektir.”

  • Bazı yaralar hiç sarılmıyor – AYŞEGÜL SÜTÇÜ

Ben Van’a eski bir yaramın sızısını başka yaraları sararak dindirmek için gitmiştim. Kendi sızımı biraz dindirebildim, oradaki bazı yaraları sarabildim, bazı yaraların asla sarılamayacağını gördüm.

Dönerken, yavrusundan zorla ayrılan analar gibi etim etimden kopartılarak döndüm. Aşk acısı gibi yepyeni bir sızım var şimdi, hiçbir gönüllü hizmetle geçmeyecek.

  • Kanserle karşılaşmak – HAYRİYE ELBİ

Kanser tanısı konulan kişiler yalnızca bir hastalıkla değil, var olamama riski, geleceği yitirme korkusu ile de yüzleşir. Ölümle karşılaşan kişi için yaşamın anlamını sorgulamak ve yeniden keşfetmek önemlidir.

  • Travmatize çocuklar: Kurbanlar ve zorbalar – EMİNE ZİNNUR KILIÇ

Çocukluk travması yaşamış çocuklar tekrar tekrar travmatize olmaya ve başkalarını travmatize etmeye yazgılıdır. Yani hem kurbandırlar hem de zorba.

  • Cinsel travma: Kurbanlaşmadan özgürleşmeye – PINAR ÖNEN

Deprem gibi cinsel şiddet de bu ülkede tam olarak “geçmiş gitmiş” bir travma değil. Peki tehdidin tamamen sıfırlanmadığı bir ortamda, onarım nasıl sağlanacak? (…) Cinsel şiddet, kötü bir toprakta yetişen zehirli ve kötücül bir bitki ise, psikoterapi odası dışında değişmesi gereken başka bir şey daha var: toplum.

  • Yas, travmatik yas ve melankoli – EBRU SORGUN

Normal yasta yaşadığı kayıpla birlikte dünyanın azaldığını hisseden kişinin aksine, travmatik ve melankolik süreçte kişi, dünyanın değil kendisinin azaldığını hisseder. Tüm bu süreçte bedensel rahatsızlıklar, yoğun değersizlik ve suçluluk duyguları, utanç hissedilmektedir. Uyku ve iştah bozulur. Bir içe çekilme süreci olmakla beraber kişi sadece benzer acıyı yaşayan kişilerle ilişki kurmak ister.

  • Örselenen ne çok insan var peki gücümün sınırı var mı? – SİBEL ERENTAY

Hayatla başa çıkmada bir başınıza olduğunuzu idrak edersiniz. Belki de travmayı yaratan budur işte. Tek başınıza olduğunuzu anlamak. Kontrolün sizde olmadığını anlamak. Çaresizliği anlamak. Gücün sınırlarını keşfetmek. İster yetişkin, ister çocuk; çaresizlik duygusu travmayı yaratan.

  • Ruhsal travmaya biyolojik yanıt – ÜMİT TURAL

Travmaya karşı tepki, kişinin tüm kaçış yolları kapandığı anda ortaya çıkar. Stres kontrol edilemez ya da ondan kaçılamaz ise fizyolojik tepkiler başlatır.

  •  Travmadan dönüşüme: travmanın bilişsel davranışsal terapisi: Sesini duyuran var mıııııı? – ÖZCAN ELÇİ

Van depremini yaşayan birçok kişi yaklaşık iki ay sonrasında, en küçük sarsıntıda deprem anını tekrar tekrar yaşadıklarını, birçoğu kâbuslarla uyandığını ifade etmişti. En sık görülen problemlerin başında aşırı gerginlik, rahatlayamama, uyuyamama ve çabuk öfkelenme vardı. Birçok erkek yetişkin, yalnızca deprem anında soğukkanlılığını koruyamadığı için ve afet sonrasında da işsiz kaldığı için utanç yaşamaktaydı.

  • Karanlık oda, kırmızı ışık – TUĞÇE ISIYEL

Karanlık odada “negatif”ler üzerine çalışılması, terapi odasında da “negatif”ler üzerine çalışma eylemiyle benzerlik gösteriyor. Psikanalizdeki “negatif”in içinde bastırılmış duygu ve düşüncelerin, ruhsal travmaların yer aldığını düşünürsek, danışan da tıpkı fotoğrafçı gibi tabetmek istediği fotoğrafları yani yaşantılarını getiriveriyor odaya. (…) Peki danışanı bu terapi odasına getiren bir “kırmızı ışık” bulma arzusu olabilir mi? Başka bir deyişle kendi içindeki “kırmızı ışığı” bulma arzusu?

  • EMDR: Travma tedavisindeki sihirli değnek – SİNEM ÖZTEP

Bir geçmiş anının kişiyi hâlâ olumsuz etkiliyor olmasının nedeni, bu geçmiş olayla ilgili, şimdi hâlâ geçerli olan bir olumsuz düşünceyi koruyor olmasıdır. EMDR tekniği

bu düşünceyi en net şekliyle keşfetmeyi ve yerine sağlıklı/gerçekçi alternatifini koymayı amaçlar.

  • Travma sonrasında bireysel ve toplumsal açıdan kendini toparlama gücü: Felaketin fay hatları – BÜLENT COŞKUN

Felaket öncesinde, felaket sırasında ve felaket sonrasında, bireysel ve toplumsal düzeyde hazırlıklı olmak, işbirliği içinde, saydam ve denetlenmeye açık hizmetler verilmesini sağlamak, her felaket sonrasının bir başka felaketin öncesi olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.

  • Ölümcül oyuncaklar – SUKUTÎ
  • Histeri: Psikolojik travma mı kadın protestosu mu? – HANDE ÖĞÜT

Freud histerinin travmatik teorisinin yıkıntılarından psikanalizi yarattı. Gelecek yüzyılın hâkim psikolojik teorisi, kadının gerçekliğinin inkârı üzerine temellendi. Ancak kadınların hayatlarındaki cinsel travmaların araştırılmasına hiçbir zaman niyetlenilmedi, şiddetin kadının cinsel ve ev içi yaşamının rutin bir parçası olduğuna dair gerçeklik önemsenmedi.

  • Tuhaf işçilik kanaması – küçük İSKENDER

Öğrenmenin, fazla bilmenin güç vereceği yanılgısıyla kendi ayaklarımızla girdiğimiz disiplin aslında bir tımarhanenin travma koğuşuydu. Deli gömleğimizin etiketine bakıyor, dünyaca ünlü bir marka görmeyi umut ediyorduk.

  • Gereksiz travmalardan kaçının – TUBA AKYOL

Madem hayat bu kadar kendi başına buyruk, madem kafasına estiğinde tepetaklak olabiliyor; gaffasına sıh gaffasına!

  • Travmay durağı – YAŞAR SÖKMENSÜER

Travmanın ne mene bir şey olduğunu geç gördük, geç algıladık, geç anladık biz. (…) Yemeden-içmeden kesilmeyi aşkın e-hali, aile içi şiddeti otoritenin ev-hali, kavgayı-dövüşü-dayağı delikanlının er-hali, işkenceyi, savaşı, darbeleri sıradan faşizmin eh-hali gördük de öyle döndü belki bir kuşak toplu-travmanın kıyısından.

  • Angelopoulos’un ardından Travmalar geçidi: Ağlayan Çayır – FİGEN ABACI

Cenazeye gider gibi en güzel siyah renkli giysilerini giymiş kadın, erkek ve çocuklar uçsuz bucaksız bir çayırdan ırmağa doğru yürümekteydi. Yorgun, tedirgin, düşünceli bir grup insandılar. Bu insanlar bavullarında, çok uzaklardan bile görülebilir bir acı taşımaktaydı. En önde giden adam, yeni yurtları olan ırmak kenarındaki çayırda durarak geçmişten geleceğe aktaracakları acının öyküsünün ilk cümlesini kurdu:“Biz Yunanlıyız, Odessa’dan gelen mültecileriz…”

  • Lacan’ın “ayna evresi” kuramı üzerinden: “Persona” filminin psikanalitik “yüz”leri – TAN TOLGA DEMİRCİ

Bergman’ın “Persona”sı, birbiriyle bağlantısı olmayan bir dizi görüntünün ilk başta pek de akılcı görünmeyen zincirleme geçişiyle başlar. Film, başka bir filmin içine hapsolmuş gibidir. Kolajı andıran, birbirinden kopuk parçaların ardışık olarak sıralandığı görüntü trafiği, ayna evresinin öncesinde algılanan kısmi bedensel ve nesnel imgeleri andırmaktadır.

  • Unutmamı (mı) istiyorsun(?) – GÜROL TONBUL

Hâlâ darbe döneminin yasalarıyla yönetilen bir ülkede yeni yasalar belleklerimizin acılarını siler mi? Geçmişe sünger çekebilir miyiz bir anda? Ruhsal travmalarımızın yarattığı engelleri demokratikleşme ve özgürlük alanlarımızın genişlemesiyle aşabilir miyiz?

  • Sanat ve travma: TravmArt – GÜLTEN İMAMOĞLU

Dünya sanat tarihine baktığımızda sanatçıların, insanoğlunun yaşadığı önemli travmalardan etkilendikleri ya da kendi yaşadıkları travmaların sanatlarını etkilediği görülür. Sözgelimi Picasso’nun “Guernica”sı, Goya’nın “3 Mayıs”ı ya da Delacroix’ın “Halka Yol Gösteren Özgürlük”ü… Üreteni hangi büyük usta olursa olsun etken genellikle aynıdır: Yaşanan toplumsal acılar ve travmalar.

  • Yaratıcılık ve çocukluk çağı travmaları: Sanatçının travma yaşayan bir çocuk olarak portresi – MELİKE GÜNEY

Sanatçının çocukluk döneminde yaşadığı travmalar, daha sonra eserlerinde bir motif olarak bulunabilir.

  • Ruhsal parodi – HAYDAR ERGÜLEN

Ruh kuşu dediğimiz de can kuşunun kabilesindendir, sonsuza kadar uçabilirler, yükselebilirler ama bir yandan da incedirler, zayıftırlar, kanatlarına söz değerse, kötülük değerse kırılıp düşmeleri de işten bile değildir.

  • Rafael – LALE MÜLDÜR

“Neyin var?” dedi bana…

“Sevişmememizi arzu eden gizli bir güç var…” dedim.

“Dışarıdan, hariçten gelen bir güç mü?”

“Evet ama düşmanımı tanımıyorum daha…”

İşte en büyük ve tek sorunsalımı ifade etmiştim artık…

Uzaylılar, mistikler, yakın akrabalar sonra gelebilirdi artık…

  • Travmakatür – SUKUTÎ
  • Arabesk senfoni – ZEZE

Daha önce senden hiç duymadığım garip bir haykırışla, sağ kolunu döndüre döndüre çocuğa doğru koşmaya başladın. Nefesimi tuttum. O yumruğu atamayacağını ikimiz de biliyorduk ama çocuğu itersin diye bekledim Abi. Çocuğun kolunu çimdiklemenle ben bile darmadağın oldum. İnanamadım seçtiğin dövüş tekniğine.

  • Ayakları ıslanmasın diye… – HİLAL AKTAŞ ŞAHİN

Yan yana sıralanmış bedenler yerde ve üzerleri örtülü. Duvara yaslanmış ağlayan bir çocuk, evladını kaybetmiş, ağıt yakan baba ve bir benzinlikten olanları seyreden ben. İşyerim vardı karşımda, ekmek kapım. Duvarları patlıyor, her geçen an santim santim sular altında kalıyordu. Bahçedeki araçları su kaldırıyor ve başka yerlere sürüklüyordu. Ağladım, ağladım, ağladım…

  • Garip – AYŞEN AYDOĞAN

O çocuklar gelebilir diye susuyorum. Onlardan çok korkuyorum, yüzleri korkunç görünüyor; gözleri kocaman, çeneleri sivri, sürekli gürültülü sesler çıkarıyorlar. (…) Okuldaki çocuklar hiç korkunç değil… Onları çok seviyorum. Hepsi de birbirine benziyor; gözleri küçük, yüzleri yuvarlak, aynı sesleri çıkarıyorlar.