Sayı 2: “Stigma”

25.00

Stokta
Stok kodu: Z3453-2 Kategoriler:
  • Psikiyatride stigma – HAKAN ATALAY

Akıl hastalığı olan kişiler aşağılamanın sosyal olarak kabul edilebilir olmaya devam ettiği az sayıdaki gruplardan birine aittirler. Medya da akıl hastalığı olan kişilerle ilgili yanlış ve olumsuz tasvirlerin kaynağı olmaya devam ediyor.

  • Stigmatizasyon: Küçük kapatılma – MURAT BEYAZYÜZ

Stigmatizasyon süreci ruhsal rahatsızlığı olanları aşıp onların ailelerine ve akrabalarına bulaştığı gibi bir sonraki durağı bu hastalarla her gün haşır neşir olan psikiyatristler olabilir. Şayet psikiyatristler de bir gün ciddi biçimde stigmatize edilirlerse…

  • Ya psikiyatri de damgalıyorsa? – ERDOĞAN ÖZMEN

Peki ama, ya psikiyatri bizatihi bir damgalama makinesi gibi işliyorsa? Mevcut yaklaşımları ve refleksleriyle mecburen kendini bağlamış bir psikiyatri aygıtının elinden başka türlüsü gelmiyorsa? Ruh sağlığı alanında sorunun tam kalbinde duran şey psikiyatrik stigmatizasyon olarak adlandırabileceğimiz şeyse?

  • Bilim stigmaları silebilir mi? – FERİHA BALTAOĞLU

Şişeden çoktandır çıkmış bilim cininin yakında belki de sıçrayışlar yapacağı alanlardan birisi, genetik. Orada olup bitenler şimdiye kadar görülmemiş boyutta bir stigmatizasyon yaratabilecek potansiyeller taşıyor. Ya stigmanın en mükemmeli, en yapışanı, en bilimsel olanıysa; kolay çıkmazsa.

  • Kimlik politikaları dönemine girdik – ULUS BAKER

Kimliğimi ifşa ettiğimde artık asla birey olamam. Mesela derim ki “Bütün erkekler hıyardır”; ve bana zorunlu olarak derler ki “İşte bir feminist”. Derim ki “Kadınlara da güven olmuyor yahu”; derler ki “İşte sana bir maço, bir hırbo”. Ve derim ki, “Kürtler…”, “Avrupa…” vesaire… Bireye erişmeden telaffuz ettiğim her tür genellik… Ama tuhaftır hep kendi yargımla yargılanamaz mıyım? Masaya peynir geldiğinde, “ama bu peynir kokuşmuş” derseniz, birilerinin size “Kokuşmuş olan sensin, Allahın köylüsü, bu rokfor peyniri” demesinin yolu da açılmış olur. Dolayısıyla kolay kolay birey olamayız.

  • Etiket ve damgalama – AYNUR İLYASOĞLU

Bugün imaj endüstrileri; giyim, aksesuar, kozmetik, diyet-tıp, medya reklamcılık ve pazarlama alanlarından beslenen yeni onaylama ve damgalama biçimleri üretiyor. Dünyanın her yerinde insanlar benzer görünümler edinirken, böyle görünmeyenler damgalanıyor.

  • Borçlu olduğumuz lekeliler – ALİ KAYMAK

Lekelenmiş, damgalanmış ve dahası, bitimsiz olarak cezalandırılmış, ama günümüze dek, kuşkusuz gelecekte de insanlığın evrensel değerlerini besleyen mitoloji kahramanları… Yine egemenlerce damgalanmış, lekelenmiş ama insanlığa, insanın insanlaşmasına, toplumların ve insanlığın ilerlemesine devrim niteliğinde katkılarda bulunmuş şahsiyetler… Onlar borçlu olduğumuz lekeliler.

  • Şişmanlayan bedenler daralan ve damgalanan ruhlar – ŞÜKRÜ HATUN

Ülkemizde “mutsuz şişman çocuklar” konusunun yeterince önemsendiğini söylemek mümkün değildir. Öncelikle çocukların sağlıklı beslenmesi için ulusal bir kampanya başlatılmalı, besin endüstrisinin çocuklara yönelik reklamları yasaklanmalı ve okullarda çocuklarla birlikte öğretmenleri bilgilendiren sürekli eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

  • Hukukun Midas parmağı: suç ve stigmatizasyon – GÖKÇE ÇATALOLUK

Her türlü damgalamaya karşı mücadele zemini oluşturmayı hedefleyen hukuk, aynı zamanda suç kavramı çevresinde kendine özgü stigmalar üretiyor. Bu süreçten suçlu, sanık, mağrur, herkes nasibini alıyor. Yol açtığı sonuçları bertaraf etmek için başka düzenlemeler yapmak zorunda kalması ise onun stigmatizasyonla oldukça karmaşık bir ilişkisi olduğunu gösteriyor.

  • “Neyle ölçerseniz ölçün, bekâret yoktur” – EMEK ERGÜN / NECLA AKGÖKÇE

“Bekâretin ‘El Değmemiş’ Tarihi” geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir kitap. Türkiye’de hâlâ kadınları damgalama mekanizması olarak işlev gören bekâreti kadın bakış açısıyla inceleyen kitabın yazarı, Amerikalı feminist araştırmacı Hanne Blank’la konuştuk…

  • Feminist mi? Ben mi? – AYŞEGÜL SÖNMEZ

Radikal gazetesi yazarı Ayşegül Sönmez “kadın sanatçı”larla kadın ve sanatçı olmak üzerine canlı bir röportaj gerçekleştirdi. Feminist sanat pratiğinin eleştirelliğinin sanatçıların işleri üzerinden tartışmaya açıldığı söyleşinin katılımcıları sanatçı Şükran Moral, performans sanatçısı Nezaket Ekici, sanatçı Canan Şenol ve ressam Zulal Üşenmez Ertürk’tü.

  • Titreyin titreyin cadılar geri döndü – NECLA AKGÖKÇE

Erkeklerin hâkim olduğu alanlara girmeye çalışan, eşitlik veya farklılık iddiasında olan, kendilerine biçilen rolleri kabul etmeyen, isyan eden her kadın veya kadın grubunun günün birinde damgalanması kaçınılmaz sanki: Onlar cadıdır, fahişedir, çirkindir, feministtir. Ama neyse ki bu yaftaları bir bayrak gibi taşıyan epey fazla kadın var artık…

  • Cinsel yönelim üzerinden etiketlenme – YASEMİN ÖZ

Heteroseksüel olmayanların hemen hemen tamamının neredeyse en büyük korkusu etiketlenme ve bunun beraberinde gelen dışlanmadır. Lezbiyen, gay, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) bireylerin bir araya gelerek örgütlenmeye başladığı 1990’lı yılların başından itibaren etiketlenme-dışlanma-ayrımcılık olarak tezahür eden farklı muameleye tabi tutulma, ana gündemlerden biri olma özelliğini yitirmedi.

  • Ruh hallerimiz ve sinema – KÜLTEGİN ÖGEL

“Akıl” hastaları sinemanın en çok kullandığı ve yararlandığı tiplerden biridir. Hiçbir zaman bir sedef hastası ya da kalp hastası filmlerde işlenmez ya da başrol alamazken, “akıl” hastaları küçük büyük çeşitli filmlerde önemli roller üstlenmiştir.

  • Damgalama ya da damgalanmama – İNCİ DEMİRKOL

Sinemayı, belki de genellersek tüm sanat eserlerini ikiye ayırmak mümkün: insanları damgalayanlar veya damgalamayanlar.

  • Farklıyım, farklısın, farklı – DEFNE ASAL ER

Yaftalıyoruz, çünkü hâlâ yaftalamadan düşünemiyor, tanımlayamıyoruz. Çünkü siyah-beyaz dünya paradigmasından “+” “-“ paradigmasından, doğru-yanlış paradigmasından henüz çıktı insanlık.

  • Bilmek eskidenmiş güzelim – TUBA AKYOL

Aslında insan pek bir şey bilmez. Hiçbir şey bilmez. Kendini bile. Etiketler. Ve kullanır.

  • Bir telafi istismarı olarak çocuk – REHA MAĞDEN

Çocukların bir “gelecek” tasavvuru içinde “damgalanırken” bir “yeniden üretim aracı” olarak “süslenmeleri” şaşırtıcı değil. Evet, ama bu arada kendini sonuna kadar yaratma için etkin, hedefini kendi seçen, ebeveynlerden ve toplumdan bu iki yönelim konusunda destek isteyen çocukları Allah korusun.

  • Yaftayı yapıştırıp bana isim koyma – YAŞAR SÖKMENSUER

“Masum” genellemelerle, stigma sadece toplumsal/ideolojik yaşamın, üst kattakilerin değil, bireysel yaşamın da enstrümanıdır artık.

  • Gong sesiyle başlayan şizofreni – NUH MAZHAR

Türk sinemasının başarılı oyuncusu Sumru Yavrucuk, oyuncu olmanın, sanılanın aksine sahnede “mış gibi” yapmak olmadığını söylüyor. “İyi bir tiyatro oyuncusu, oyun sırasında sahnede canlandırdığı karakterin kimliğine bürünür ve ‘o’ haline gelir. Şakayla karışık, bu bana bir tür ‘tasarlanmış şizofreni’ gibi geliyor. Gong sesiyle başlayan şizofreni nöbetlerini yıllardır yaşıyorum ben” diyen Yavrucuk, Psikeart’ın sorularını cevapladı.

  • Hunili öğretmen – LEVENT METE

Gerçeği yakalayacak donanımdan yoksun ya da bu konuda da yeterince istekli olmayan bir haberciyi, çok boyutlu ve gelişmiş bir bakış açısı kazanmaya zorlayacak uyarı ayağına basılan kesimlerden gelecektir. Medyaya çekidüzen verecek en önemli güç, temsil ettiği grubun hakkını gözeten sivil toplum örgütleridir.

  • Ev içinde delirtilen çocuk – LATİFE TEKİN

Bir çocuk, gizlenen şeyleri söylemelidir ev içinde, işlenmiş günahları göğe bakarak mırıldanmalıdır… Sırları sır olmaktan çıkacak o çocuk, herkesten önce annesi tarafından görülür ve damgalanır…

  • Kestimkelle – HRANT DİNK

Toprağın kan kustuğu zamandı, her bir gayret ıccığ daha yaşamak içindi. Köylünün yanında yeni adı Abdullah’tı… “Allah’ın gönderdiği”. Allah’ın unuttuğu bir delikte yaşayıp gidiyordu işte.

  • Kimsesiz kadın – CEZMİ ERSÖZ

Kimsesiz kadının zaten mülkiyeti yoktu. Korkuları yoktu, vaatleri, beklentileri yoktu… Geleceği yoktu kimsesiz kadının. Bu yüzden bu hayatın kurallarına teslim olan insanlarda korku dolu bir tiksinti uyandırıyordu… Çünkü insanlara, kaybettikten sonra bulma yeteneğini belki de ebediyen yitirdikleri o yalın, o sahici sevgiyi hatırlatıyordu… Bu yitiriş uzun zamandır artık bir acı değil, büyük bir korku uyandırıyordu insanlarda…

  • Köyümüzün “Deligulece”si – ZEYNE DEMİR

Dedemin dedesi bekçilik yaptığı dönemde kuleye yaklaşan birilerini gördüğü zaman kimine “Dur, kimdir o?” diye bağırıyormuş, kimineyse hiçbir şey söylemeden direkt silahına davranıp, ebediyen bitki köklerini seyredecekleri âleme gönderiyormuş. Bu yüzden bizim kule bekçisinin adı “Deli Kuleci” kalmış. Beş nesil oldu, lakin hâlâ peşimizde bu “Deligulece”ye dönüşmüş isim.

  • “Ajan” “ajan” dediler, başladı “ajan” gibi gülmeye – ERCAN YAŞA

“Şu anda dünyanın en meşhur ajanıyla konuşuyorsunuz… James Bond benim yanımda solda sıfır kalır…”

(Tuncay Güney’in Kanada’da Toronto Star gazetesinin muhabiriyle yaptığı konuşmadan…)

Sloganlar, kim atarsa atsın, iletmeye çalıştıkları mesajların içinde bir de kimlik beyanı taşırlar. İşte kimi kimlik beyanlı toplu ya da şahsi mesaj iletmelerin kimlere ait propaganda olduğunu kimlik beyan edemeden tespit ve tescil etmek gayretinde olanların hepsine kısaca “ajan” demek abartılı olabilir ama bir kez denmeye başlanınca da arkası kesilmez.

  • Hasta yakını – TANIL BORA

Hasta yakını “sağlık ve sosyal yardım hizmeti”nin olmazsa olmaz bir figürüdür. Şunu bile söyleyebiliriz: hasta yakınları olmazsa, sağlık sisteminin işlemesi mümkün değildir.

  • Damgalanmış “X” ler – ÖRSAN K. ÖYMEN

İçinde yaşadığımız düzen ne kadar acımasız olursa olsun, insanları bir “X” olmaktan çıkarmak gerekiyor. İnsanlara kimlik yüklemek değil, insanların kimliğini anlamak gerekiyor.

Stigma için, bir olmayana ergi metodu örneği;

  • Küba – SELİM KAHVECİOĞLU

Her şeye rağmen Kristof Kolomb Küba için diyor ki “İnsan gözünün gördüğü en güzel topraklar”.

  • Kompile “damgalıyız” – KIVANÇ KOÇAK

Futbolcular “ruhsuz” olur, “satılık eşek” olur, “şerefsiz” olur; yöneticiler “basiretsiz”dir, “beceriksiz”dir; hakemlerin anneleriyle ilgili spekülasyonlar hiç bitmez, zaten “ibne”dirler… Aslında bunların hepsi “yaftalamanın”, bizden olmayanları “etiketlemenin” yansımalarıdır ki maalesef futbolda hiç de azımsanmayacak kadar çok vardır.