Evimizin duvarları aslında kafes parmaklıklarımız olabilir mi?

“Emekli olup bir Ege kasabasına yerleşmek” 21. Yüzyıl Türkiye’sinde büyükşehir insanının deyimi olagelmiştir. Neden büyükşehirden kaçma ihtiyacı oluşur insanın? Şüphesiz ki modern yaşam insan doğasına zararlı bir hayat felsefesidir ancak son zamanlarda dile pelesenk “zoochosis” terimi içinde bulunulan durumu farklı bakış açısıyla ele almanın bir yolu olabilir mi? Zoochosis esir alınan hayvanlarda gözlemlenen stereotipiik davranışlardır. Sendromu yaşayan hayvanlarda ileri geri yürüme veya sallanma gibi davranışlar görülebilirken “atipik zoochosis” nedeniyle hyavanın dış dünyaya tepkisizleşmesi sonucu da doğabilir. Kötü refah yaratan esaret koşullarının hayvanlarda hormon seviyesini etkileyerek psikolojik altyapılı davranış sorunları ortaya çıkartır. Hayvanat bahçeleri; yarattıkları izole koşullar yuva yapma, yırtıcılardan kaçma, yiyecek bulma, yavruları besleme gibi hayvan doğasını oluşturan vahşi davranışların kaybından sorumlu tutulur.

Büyükşehir için de hayvanat bahçesi gibi esaret alanı denilebilir mi? Modern toplumda metropoller insanlar ve sosyal imkanlarla dolu gözükse de aslında oluşan kalabalıkla beraber yabancılaşma ve kalabalıklar içinde yalnızlık gibi bireysel sorunları doğurduğu söylenebilir. Büyükşehirlerle beraber son zamanlarda sıkça yüzleşilen bu sorunlar modern toplumla paralel bir şekilde gündelik yaşamda yer almaları nedeniyle modern yaşamla bağdaştırılabilir. Metropollerde karşılaşılan bir diğer problem ise görüntü ve ses kirliliği ile oluşan aşırı uyarılma ve duyusal yük problemidir. Yoğunluk sebebiyle insan şehirde yaşarken sürekli uyaranlarla karşılaşıyor ve bu kişide fark etmeden bir yük oluşturuyor. Büyükşehirdeki kalabalık sebebiyle kişisel alan azalmakta. Bir şehir taşıyamayacağı kadar insan yüküyle karşılaştığında mekansal ve toplumsal tasarımın yetersizleşmesi nedeniyle evler küçülüyor, sokaklar ve sosyal alanlar daralıyor ve yeşil alan insan hayatından uzakta kalıyor. Dışarıda kalabalıktan kişisel alan yaratılamayınca insan kişisel alanı için evine dönüyor, ancak şehre sığması gereken çok fazla ev var, evler küçülüyor, odalar küçülüyor hatta bazen ev halkına yetmeyecek kadar az oda kapasitesi oluyor. Kişisel alana ulaşamamak insanın omuzlarında yük oluyor. Şehre sığmak isteyen insan kalabalığından ötürü ihtiyaç duyulan yeşil alan da azalıyor, insan ancak şehir dışına doğru çıktıkça mesire alanlarıyla karşılaşabiliyor. “Ayağımı toprağa basayım da negatif enerjimi alsın” demek de insana nasip olmuyor.

Bu yaşam tarzının içinde sıkışan insanlarda ise zoochosis benzeri davranış örüntüleri oluşmaktadır. Zoochosis’teki stereotipik davranışların insanlardaki karşılıkları ise sallanmak yerine sürekli telefona bakmak (sürekli açma kapatma) ve ileri geri yürümek yerine amaçsız sosyal medya kaydırmak olabilir. Ya da apatik zoochosis davranışlarında hayvanların tepkisizleşmesi gibi insan da tepksizileşebiliyor. Fazla uyaranlar sebebiyle uyarana tepki vermek insan için zorlaşıyor. Sokakta aç bir insan görüldüğünde aç olduğu artık fark edilmiyor. Hani “Komşusu tokken aç uyuyan bizden değil” demez miydik? Metropolde komşusunu tanıyan da kalmadı ki sokakta üşüyen kişileri düşünelim. Duygular bastırılıyor, empati azalıyor. Büyükşehrin yarattığı yabancılaşma duygusal kopukluklar meydana getiriyor. Kendine ve topluma yabancılaşan birey, Kafka’nın böceğine dönüşür ve insan olmaktan uzaklaşır. İnsan olmanın getirdiği duygusallığı yaşayacağı zaman ve alan tanınmadığı için duygusuz bir böcekten farkı kalmaz.

Zoochosis özünde, uyumsuz bir çevrede sağ kalmaya çalışan bir canlının duruma geliştirdiği tepkiden başka bir şey değildir. Hayvanat bahçesindeki hayvan aslında hasta olmadığı gibi metropolde yaşayan insanın geliştirdiği malaptive davranışlar da neticede çevresel tepkidir.

Peki bu kafes parmaklıklarından çıkmak mümkün müdür? Büyükşehirde gözlemlenen psikolojik örüntüler mekansal ve toplumsal tasarımın sonmuçlarıdır. İnsan bünyesine uygun bir hayat tarzı, mimari tasarımlar ve birey farklılıklarını gözeten bir toplumsal yaşam ile bireyin yüklendiği büyükşehir yaşamı ağırlığı omuzlarından alınabilir. Ancak maalesef ki bu yapısal değişiklikler teoride varolabilse de gerçek hayatta uygulanmak için fazla ütopikler. O yüzden belki de emekli olup bir  Ege kasabasına yerleşmek sorunların çözümü için ideal adrestir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.